PASKALYA YORTUSUNA BAŞKAN BEDROS ŞİRİNOĞLU’NUN AÇIKLAMALARIDAMGA VURDU: CEMAATTE BÜYÜK SUİSTİMALLER VAR! (3)

Türkiye Ermeni toplumunda Patrikhane-hastane tandeminin uzunca bir zamandan beri işlemediği herkes tarafından gözlemleniyor. Bu aslında çok ağır bir durum. Cemaatten uyum ve bağlılık beklentisindeki iki çatı yapının birbiriyle sağlıklı bir dayanışma içerisinde olamaması, toplumsal verimlilik ve iş birliği açısından ciddi sorunlar doğurmakta. Görüntüyü pek bozmasalar da, Patrik Maşalyan’la Başkan Şirinoğlu’nun derin görüş ayrılıkları olduğu cemaat çevrelerinde gözlemleniyor ve konuşuluyor. Bir kriz olmasa da, istenilenin hayli uzağında ilişkileri var. Burada tabii nesnel ve öznel gerekçelerden söz etmek mümkün ama şu an için öncelikli konumuz değil.

Gelelim Kumkapı’daki Paskalya bayramlaşmasında Patrik Maşalyan’ın izlediği tavıra. Başkan Şirinoğlu’nun toplantıya damga vuran ‘Büyük suistimaller var.’ çıkışı karşısında kuşkusuz Patrik Hazretleri’nin duruşu başlı başına ilgi odağı oldu. İlginç olan bir başka durum da, Patrik Maşalyan’ın ve Başkan Şirinoğlu’nun ifadelerinde bazı paralellikler bulunması. Bu aslında çok önemli bir nokta ancak ikisi de toplumun zıt kutuplarının temsilcileriyle yakın temasta oldukları için, bu bağlamda bir iş birliği ortamı yaratabilme perspektifinden uzak gözükmekteler. Toplantıdaki genel ifadelerinden anlaşıldığı kadar, patrik ve başkan cemaat kurumlarının bilgi karartması uyguladığında hemfikir, sadece formülasyonları farklı. Başkan Şirinoğlu toplumla paylaşılan bilançolardaki tutarsızlıklardan, resmi verilerin gerçeği yansıtmadığından net olarak söz etti. Patrik Maşalyan’sa şöyle dedi: ‘Vakıflar’a verdikleri hesap kadarını dahi bize vermiyorlar.’ Yani Patrik Hazretleri de kabul ediyor ki Vakıflar’a eksik ya da yanlış bilgi veriliyor ve de o kadarı dahi Patrikhane’yle paylaşılmıyor.

İfadelerin formülasyonu gibi, öngörülen yöntemler de farklı olsa da, Patrik Maşalyan ve Başkan Şirinoğlu gerçekçi ve güvenilir veriler temelinde toplumun geleceğini şekillendirme çabalarının kurumlar tarafından engellendiğinden şikayetçi.

Gelelim Patrik Hazretleri’in değindiği önemli diğer konulara… Bir soruyu yanıtlarken Patrik Hazretleri Makam’ın tüzel kişilik, resmi statü eksikliği sorununa değindi. ‘Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin bize biçtiği elbisenin içerisindeyiz. Bu elbise bazen rahat bazen değil.’ Bu saptamanın ışığında Patrik Maşalyan, söz konusu sıkıntı aşılmadıkça toplumda ve kurumlarda kontrol ve denetim mekanizması işletilemeyeceğini, gerçek verilere de ulaşılamayacağını net olarak belirtti.

Ana dil krizine de değinen Patrik Hazretleri, Ermenice’den neredeyse tamamen uzaklaşılmış olmasının kaçınılmaz bir kader olduğunu, tüm diasporanın buna mahkum olduğunu söyledi. Zaman zaman çeşitli duygusallıklarla kullanılan söylemlerden öte, Patrik Maşalyan tarafından İstanbul’un da diasporanın bir bölümünü teşkil ettiğinin zımnen kabul edilmesi, konuyu sağlıklı bir mecrada irdeleyebilmek açısından önemliydi.

Patrik Maşalyan’ın duruşuna iki taraflı bakmak mümkün. Birincisi, ağır toplumsal sorunlar karşısında ani ve genel bir çöküşü engellemek için alarm zilini kontrollü çaldığı izlenimidir. Bu tercihin kendi içerisinde bir mantığı olabilir ve kuşkusuz saygı duymak gerekir. İkincisiyse, daha eleştirel bir gözleme kapı açabilir: popülizm.

Potansiyeli sınırlı halkların durumunda olduğu üzere, Ermeniler de maruz kaldıkları her tür sorunun aslında kendi iradelerinden bağımsız kaynaklandığı hissindedir. Analitik düşüncenin uzağındaki toplumsal yapıda, sorumluluktan kaçınmak ve o hafiflik hissiyle ilerlemek, tozları halının altına iteklemek kuşkusuz günü kurtarır. Ancak her şey bununla sınırlı değil. Burada iki temel saptama yapmanın gerekli olduğu izlenimindeyiz.

1- Devletin biçtiği elbise ne de olsa, Patriklik Makamı bu tüzel kişilik/resmi statükonusunun çözümünü nasıl gördüğünü toplumla ve geniş kamuoyuyla açıkça paylaşmalıdır. Mümkün olup olmamasından bağımsız, Patrikhane’nin ufku belli olmalıdır. Ayrıca bu konu her fırsatta gündemde tutulmalıdır. Kumkapı’nın söyleminde yer bulmalıdır. Takipçilik sergilenmedikçe, ‘devletin biçtiği elbise’ öyle kalır. Zaten devlet Ermeni toplumunun özelinde, kendi kapısının önünü süpürmeden devletten sürekli şikayetçi olma durumuna uzun zamandan bu yana alışmış durumda. Dolayısıyla Patrikhane öneriler getirmek ve bu sorun bağlamında yeni dinamikler şekillendirmek zorundadır. Yoksa bu sorun patrikler öldüğünde, Makam boşken tartışılıp, bir şekilde makam dolduğunda unutulan mahiyette devam eder. Kumkapı’nın yönetsel iradesi hissedilmelidir.

2- Ana dil konusu, genel olarak samimi ve ilkesel bir şekilde önemsenmekten mahrum kalmış olsa da, toplumsal sorunların odağındadır. Toplumun yozlaşması ve ana dilin unutulması doğru orantılıdır. Patrik Maşalyan’ın mesajları her zaman olumlu ancak somut sonuç yok. Bu konudaki söylem ve eylem birbirinden çok farklı. Ermenice’nin tüm diasporada olduğu gibi, İstanbul’da da krizde olduğu malum. Burada zamanın getirdiği koşulların yıkıcı etkileri de tartışılmaz. Ancak bu tip süreçler medcezir misalidir. İniş ve çıkışlar doğaldır. Zamana belki direnilmez ama hemen teslim de olunmaz. Zaman kazanmak gerekir. Zamanın döngüsünün yeni dengeler oluşturması beklenir. Patrik Maşalyan uzun zamandır konunun bu boyutunu sektirmekte. Eğitim kurumlarının dil aktarımı konusunda bu denli yetersiz kaldığı bir ortamda, alternatif kurumların güçlendirilmesinden başka çare yoktur. Patrik Hazretleri bu alternatif kurumlar arasında basını saymakta. Son toplantıda da bunu tekrarladı. Ancak bu bağlamdaki ifadeleri sonuca odaklı değil. Bütün kitle iletişim araçlarını aynı kefeye koymak, timsah gözyaşları dökmek anlamına gelir. Ana dildeki, işlevine bağlı yayınların toplumda maruz kaldığı muamele, sistematik olarak zayıflatılması, hedef haline getirilmesi, Patrik Maşalyan’ın en azından gerçekçiliğinin sorgulanmasına kapı açar.

*

Özetleyecek olursak, Patrikhane’den beklentiler nettir.

‘Elbise’ nasıl da olsa, Patrik Hazretleri cemaatte ‘büyük suistimaller’ kokusu çıkarken onların üzerine gitmeli, sesini yükseltmelidir. Statü sorununun çözümünü beklemekle kesinlikle olmaz.

Ermenice konusundaysa, en azından bugüne dek yaptıklarından daha farklı davranma zorunluluğu kaçınılmazdır.

ARA KOÇUNYAN

Son

Հինգշաբթի, Ապրիլ 9, 2026