BİLİNÇLİ İZOLASYON

Önceleri adı VADİP olan Türkiye Ermeni Vakıflar Birliği’nin (ERVAB); cemaatteki algısıyla, kendisine yüklenen anlamla doğru orantılı fiilî bir rolü yok. Bunun temel nedeni, önce VADİP’in, ardından da ERVAB’ın hiçbir kırılma noktasında belirleyici bir rol oynayamamış olmasıdır. Gözlemlerle yargısız infaz yapmak ya da bu platformu dolaylı ya da doğrudan itibarsızlaştırmaktan söz etmiyoruz. Asıl sorun şu ki buradaki işleyişin aksaklığı zaman zarfında giderilememekte ve herkes sorumlunun bir başkası olduğunu söylemekte. Fazla sıkıştıklarındaysa, en kolay çare olarak topu Başkan Bedros Şirinoğlu’na atmakta buluyorlar.

Yakın geçmişten sadece iki örnek ERVAB’ın bir anlamda gerçek yüzünü ortaya çıkartabilmek için yeterlidir. Bunlardan birincisi son patrik seçiminden önceki yaklaşık on yıllık dönemde yaşananlardır. Müteveffa Başpiskopos Mesrop Mutafyan’ın hastalığı sürecinde doğan buhranda, bu düzlem üzerinde hiçbir çözüm üretilememiştir. Sorumluluktan kaçan, toplumsal beklentilere sırt dönen ve oynaması gereken rolle yüzleşemeyen bir düzlem olarak, o dönemde dağ fare doğurmuştur.

Bu spesifik örneği bir kenara koyacak olsak bile, toplumun gözü önünde çok daha somut bir örnek var. İtimat Bürosu denen yapılaşmanın iflası ve ortadan kalkmasıyla doğan durum ERVAB açısından gerçekten bir talihsizliktir. Bu toplumun bireyleri ayıplı bir durumla karşı karşıyadır. Bir taraftan insanlara toplumun kurumlarına katkıda bulunma çağrısı yapan sözüm ona yöneticiler, bir bakıma beslendikleri fakir edebiyatını ne şiarla sürdürdüklerini itiraf etmekteler. Tablo şöyle: Bağışta bulunmak isteyen kişinin iradesine saygı sıfır ve ötesinde açıkça iradesini ipotek altında tutma durumu. Diğer taraftan bu toplumun dernek, koro gibi bir çok yaşamsal alt birimini umursamadan mağdur etmek. Gel gelelim, mesele bununla da sınırlı değil. Başkalarının mağduriyetine göz yuman sözüm ona yöneticiler, toplumun gözü önünde birbirlerinin de üzerine basmakta ve bu görüntüden asla rahatsızlık duymamakta. ERVAB masasının çevresinde yan yana oturanlar, birlik ve beraberlik, iş birliği fetvası verenler, havuz mavuz tamtamı çalanlar; kendi kiliselerinde düzenlenen bir cenazede başka kurumlara bağış yaptırmamakta ve insanları sadece kendi vakıflarına bağış yapmaya zorlamaktadır. Bu noktada öne sürülen teknik ya da bürokratik gerekçeler gülünçtür. Nitekim vakıfların birbirinden farklı uygulama yapması, değerlendirilebilecek alternatifler olduğunun açık kanıtıdır. Kaldı ki sistemin aksaklıklarının giderilmesi ve çeşitli kurum ve kuruluşların mağduriyetinin giderilmesi yönünde bir çalışma da yapılmamaktadır. İşte size ERVAB…

2000’li yılların başından itibaren, devletin azınlıklara yönelik reformları sayesinde, cemaat vakıflarının yeni kaynaklara kavuşması Türkiye Ermeni toplumunda yeni bir gerçeklik ve yeni bir gündem yarattı. Yeni ve hayli ciddi kaynaklara kavuşan vakıflar hızla içe kapanmaya, toplumla ve diğer vakıflarla ilişkilerini sınırlandırmaya başladı. Yakın geçmişte yapılamayan seçimlerden sonra iş başına gelen bugünkü yöneticiler de, eski dönemdekilerden farklı bir çizgide değil. Amiyane tabirle parayı bulan vakıflar, kendi kendilerini bir izolasyona tabii tuttu. Bu bilinçli izolasyonun en büyük göstergelerinden birisi de, vakıflar tarafından cemaat basınıyla çalışmaya karşı sistematik isteksizlik. Sözüm ona yöneticiler basına set çekmekteler. Toplumun gözünden uzak kalmak, rahat köşelerinde mutlu mesut takılmak için bilinçli bir tercih. Yoksa yazılı mecraların kalıcılığı ve öngördüğü devamlılık tekerlerine çomak sokacak. Onlar için en iyisi, iş birlikçi sosyal medya fenomenleriyle çalışmak: Kamera karşısında görünme gereksinimini gideren ucuz karizmalar, aynı zamanda uçuşan, zamanla kaybolan sözlerle toplumun gözünü boyamakta. ERVAB işte bu zihniyetteki insanların bir araya geldiği mecradır. Toplantılarının basına kapalı yapılmasının nedeni de budur. Birbirlerinin olanında gözü olan kifayetsizler, birbirlerinin olduğunu varsaydıklarını, birbirlerinin üzerine basarak talan etme eğilimindeler. Neyse ki buralardan doğan hayal kırıklığı ya da hoşnutsuzluklar zaman zaman çevirdikleri dolapları, oynadıkları tiyatroyu gün yüzüne çıkartmakta.

Bu panorama önemli bir gözleme daha olanak yaratmakta. Son ERVAB toplantısıgösterdi ki Başkan Bedros Şirinoğlu çok yorgun ve bıkkın. Nedeni uzun süredir görev yapması, belli oranda ilerleyen yaşı ya da sağlık sorunları değil. Şirinoğlu kaypaklar ordusuyla çalışmaktan usanmışa benziyor. Bu toplumun çağdaş tarihine damga vurmuş bir hayırsever olarak, Başkan Şirinoğlu Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’ne çağ atlattı. Bu vakıf, mevcut durumda sunduğu hizmetin kalitesi ve ortaya koyduğu iddiayla, Ermeni toplumunun geniş toplumdaki benzerleriyle rekabete girebilecek tek kurumudur. Bedros Şirinoğlu’nun liderliği burada önemli rol oynamıştır. Kuşkusuz zaman zarfında bu hastaneyi ileriye taşıma yolunda alkışlanacak adımlar atmış başka birçok yönetici de bir çırpıda sayılabilir ama bu Şirinoğlu’nun özelindeki saptamayı değiştirmez. Bedros Şirinoğlu bugün, görev yaptığı vakıfta sağladığı hamle ve sıçramaları, başkanı olduğu ERVAB’da yaratamamış olmasının hüzün ve isyanında görünmektedir. İnancını yitirdiği bir grubun başında bulunmak belli ki kendisine artık ağır gelmekte. Ama sözüm ona yöneticiler kendisinden daha iyisini bulamayacaklarının bilincindeler. Şirinoğlu yıllardan beri yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını hararetle anlatırken, icraatlarıyla toplumu çıkmaza sürükleyenler, pişkin pişkin ‘başkanın sinirli olduğunu’ söyleyip kenara çekilmekteler. Cemaate Şirinoğlu’nu antipatik göstermek için yarışanlar, ERVAB masasında da sakin görünerek tezgâhlarını yürütmekteler. Kuşkusuz mesele Bedros Şirinoğlu’nu putlaştırmak değil, gerek de yok ancak kendisinin çapsızların ortamında günah keçisine dönüştürülmesi de bu cemaatin gelecek mücadelesini ciddi biçimde örselemekte. Şirinoğlu tabii ki eleştirilebilir ancak bu ERVAB’ın bugüne dek sağlayamadıklarıyla yüzleşebilmesi için tek başına yeterli değil. Pastadan pay alma kriterinin açgözlülüğün ötesine taşınabilmesi, yeni bir mekanizma yaratabilmekten geçecektir.

Sonuçta ERVAB’ın mevcut işlevsizlik ve toplumsal güven bakımından sorunlu şekilde devam edebilmesi olanaklı gözükmemekte. Yöneticilerin bir araya gelerek sürekli hayal kırıklığı yaratmasındansa, bir araya hiç gelmemesi daha makul değil mi? Dayanışma denen olgunun parametrelerini Türkiye Ermeni toplumunda yeniden düşünmek kaçınılmazdır. ERVAB bir reformla daha işlevsel hale getirilebilir ama bu tamamen başka bir konu. 

ARA KOÇUNYAN

Ուրբաթ, Օգոստոս 28, 2026