RADİKAL AŞAMA

Türkiye Ermeni toplumunda on yıllardan bu yana biriken/biriktirilen, görmezden gelinen, geçiştirilen, çözümü için yönetsel irade sergilenmeyen sorunlar bugün, uzun süreceği belli olan sarsıntı ve çalkantılara kapı açmış bulunmakta. Cemaat yaşamındaki kaos gittikçe bir buhrana dönüşmüş, şu andaysa bir çöküş olarak herkesin karşısındadır. Bağıra bağıra gelen bu yıkım, geçtiğimiz gün Surp Pırgiç Hastanesi’nde gerçekleştirilen Türkiye Ermeni Vakıflar Birliği (ERVAB) toplantısıyla âdeta tescillendi. Gomidas Salonu’nda, Patrik Maşalyan’ın riyasetindeki toplantıya AK Parti İstanbul Milletvekili Sevan Sıvacıoğlu da katıldı. ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu’nun sert çıkışları toplantıya damga vurdu.

Hayli gergin ve hararetli bir ortamda yapılan ve yaklaşık iki saat süren toplantı, somut bir sonuç alınamadan, belli bir eğilim şekillenmeden, soruların havada kaldığı ‘geleneksel’ şekilde son buldu. Sabit bir toplantı periyodu ve çalışma takvimi bulunmayan ERVAB’ın bu toplantısının başlangıç bölümünde, ne hikmetse bu birleşimin olağanüstü olduğu ifade edildi. Sonuçta aslında bu olağanüstü oturumun olağanlardan fazla da farklı olmadı: utanılacak bir düzey, manipülasyon ve tacizler, bir takım zavallıların kompleks tatmin etmeye yönelik efelikleri, bolca mağdur edebiyatı ve tahammül edilmesi gerçekten zor bir kakofoni…

Gel gelelim sorunlar sadece ERVAB’ın genel ortamıyla sınırlı değil. Son toplantı sadece toplumsal sorunları, geri dönüşü olanaksız yeni bir düzleme koydu. Ermeni cemaatinin yönetsel bir iflas yaşadığı, kısırlığın büyük bir çıkmaza yol açtığı, kayıtsızlığın ve karşılıklı güven eksikliğinin toplumu kötürüm ettiği bugün artık su götürmez bir gerçek. Toplumun ufkunda, kaçınılmaz olarak sarsıntı bulutları yoğunlaşmış durumda. Organizasyonsuzluk, yönetsel irade eksikliği ve demografik durumun tetiklediği mevcut girdabın içerisinde, cemaatin sıradan bireyleri hızlı bir kaçışı tercih etmiş bulunmakta. Çapsız yöneticilerin keyfî ve bilinçsiz tasarrufları günün sonunda cemaat kurumlarının çekim gücünü azaltmış ve bireylerin kimlik erozyonuna uğramasına yol açmış durumda.

Ve bugün; toplumun kaynaklarını tasarruf eden, vasatlıkta birbirini aklayan, sadece iddialı bir vizyon karşısında onu bertaraf edebilmek için olumsuz dürtüyle el ele verebilen çapsız yöneticiler bir araya gelip alarm zilleri çaldırmakta. Sebep? Okulların bütçe açıkları katlanarak büyümekte ve varlıkları, gelecekleri tehlikede. Bunun için iş birliği yapmak şartmış, konu okulların değil de mirasın devamlılığıymış, okullar olmazsa dilimiz ve kültürümüz sonraki kuşaklara nasıl aktarılacakmış? Sadece bu söylem dahi ERVAB toplantısının bir tiyatro olduğunu anlamak için yeterli; komedi ya da dram mı olduğunu herkes kendisine göre belirleyebilir.

Türkiye Ermeni toplumunda aktarılmış bir miras olmadığı ya da neredeyse kalmadığını herkes çok iyi biliyor. Bunun en büyük kanıtı, toplumun kurumlarını yönetenlerin, yönettikleri kurumların aktarmak için var olduğu dili kullanamaması ve toplantılarını başka dilde yapma gereksiniminde olmasıdır. Dil, kültür ve hatta inanç meseleleri uzun zamandır sadece slogandan öteye geçmemektedir. İçi boşaltılmış değerler eskiden sadece toplumsal vicdanı kanatıyordu, bugünse sloganlar hızla toplumu zehirleme yolunda.

Mevcut durumda cemaatin yönetsel erkinde şöyle bir genel kanı var: eğer tüm vakıfların gelirleri ortak bir havuzda toplanacak olursa, tüm okullar açık kalmaya devam edebilir. Yani okulların varlığının sürdürülebilirliği doğrudan ve sadece mali etkenlere endekslenmektedir. Burada büyük bir yanılgı söz konusu, hatta yanılgıdan öte bilinçli bir üç maymun durumu. Okulların sorunu ve karşı karşıya kaldığı buhranın nedeni son kertede mali değil çünkü asıl mesele verimsizlik. Bir kurumun verimliliği işlevini ne derecede yerine getirebildiğiyle ölçülür. Bir kurum, benzerlerinin arasında farklılığıyla tercih vesilesi olur ve kendisini tercih edenlere misyonu doğrultusunda verebildiği hizmet oranında başarılı ve verimli addedilir. Yani aslında bu kadar basit…

İstanbul’daki Ermeni cemaat okulları, öğrencilerinin ana dili olan Ermenice’yi ve öğrencilerinin mensup olduğu Ermeni Apostolik Kilisesi’nin inancını öğretmek, aktarmak için vardır. Bu başkaca önceliklerin olmadığı anlamına gelmez ancak okulların çehresini belirleyen bu farklılıktan uzaklaşmak dejenerasyona yol açar. Bugün işte bu dejenerasyon toplumun karşısındadır. İşlevini yerine getiremeyen bir okullar ağı kaçınılmaz olarak çıkmaza sürüklenmiş durumdadır. Yöneticisi dil bilmeyen, pedagojik uzmanlarının dil düzeyi ortalamanın hayli altında okullardan dil bilmeyen öğrencilerin yetişmesi kaçınılmazdır. Ermeni okullarından Ermenice bilmeyen mezunların yetişmesi anlaşılabilir, sıradan ya da normal bir durum değildir. Bu sadece, bu okulların sözüm ona yöneticileri tarafından içselleştirilmiş bir durumdur. On yıllardır devam eden bu illüzyonun belli ki artık sonu yaklaşmakta.

Ermeni okulu temelde bir misyondur. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Önemli olan nesnel koşulları olduğu gibi kabullenerek dili ve kültürü kuşaklara aktarmaktır. Bugün bu aktarım kesintiye uğramış olduğu için, okullar işlevlerinden ziyade binalarıyla öne çıkmaktadır. Omurgasız yöneticiler, misyondan feragat etme ilkesizliğini okul binalarına tapınmakla örtbas etmeye çalışmaktadır. Oysa ki öncelikli olan bina değil, o binadan yetişen insanların niteliğidir.

Sistemin bugün tıkanmış olmasının nedeni, işlevini layıkıyla yerine getirmeyen kurumların hantal yapısını devam ettirme ısrarıdır.

Toplumsal kaynakların irrasyonel kullanımı, dünyanın her yerinde, genel geçer kurallar çerçevesinde suçtur. Türkiye Ermeni cemaati de bu bakımdan istisna olamaz. Var sayalım bu toplumun tüm girdileri bir havuzda toplanmakta, tüm emlaklarından azami gelir alınmakta ve bir merkez tarafından yönetilip, yönlendirilmekte. Ve yine var sayalım ki o kaynaklar bugünkü verimsiz okullar ağını ayakta tutmak için yeterli. Peki ne olacak? Aynen devam mı? Toplumsal kaynaklarla verimsizlik ve hantallık finanse etmeyi kime anlatabilirsiniz? Neden bu verimsizlik ve bu vasatlık bu toplumun çocuk ve gençlerinin kaderi olsun?

Binalara tapınmaktan öte, işlev ve nesnel amaç ön planda tutulacak olursa ne mi olur? 2500 öğrenci için bu kadar okul binasının fazla olduğu gerçeğiyle barışmak çok kolaylaşır. Genel bir reform ve regülasyona gidilir. Yöneticilerin bizzat dillendirdiği, depreme karşı dayanıksız okullarda okuyan en az 700 öğrenci daha güvende olur. Depreme karşı güçlendirilmiş olsa da, izbe binalarda okuyan öğrenciler daha iyi koşullara kavuşabilir. Okullarda görev yapan eğitmenler çok daha iyi bir yaşam standardına kavuşabilir. Yeni kuşaklardan eğitmenlerin yetişmesi için kaynak ayrılabilir ve sistemin sürdürülebilirliği güvence altına alınabilir. Ermeni okullarına giden öğrenciler, ebeveynlerinin maddi olanakları el vermediği için o okulda zorunlu olarak bulundukları ruh halinden kurtulabilir. Ermenice bilerek mezun olan öğrencilerin elinde yaşam boyunca ilave bir koz olabilir. Tasarruflar sayesinde insan kaynaklarına yatırım yapılabilir. Tasarruf sayesinde, yeni zamanların toplumsal gereksinimlerinin karşılanması sağlanabilir ve cemaat bireylerinin hızla değişen çağa ayak uydurması kolaylaştırılabilir.

Kuşkusuz bu listeyi uzatmak mümkün ancak gerek yok. Sadece burada bir çırpıda sayılmış olanlarla bile yüzleşilebilmiş değil. Sebebine gelince, anlaşılması gereken tek şey bu köhne, verimsiz ve hantal düzenin artık bu şekilde yürümesinin mümkün olmadığıdır. Bundan sonra bilinmesi gereken tek şey, bugüne dek yapılmamış olanların yapılmaya başlanması zorunluluğudur. Varlık sebebi olan dile fiilen ihanet edilen okullar tabii ki bu topluma yüktür. İşlevi verimli şekilde yerine getirmek için okul binaları kiraya da verilebilir. Eğitimi verimli kılmak için yatırım şarttır ama yatırımlar, kaynaklar azami verimlilik için kullanılmalıdır.

Bugün Türkiye Ermeni toplumunun yöneticilerinde bu ufuk, bu vizyon yoktur. Ufuk ve vizyondan öte, bu yönde bir sorumluluk ve bilinç de söz konusu değildir. Aksi halde, en azından aralarında bir uyum, iş birliği ve dayanışma oluşturmayı başarabilmiş olurlardı. İstisna olan yetkin ve saygın yöneticilerin sesiyse çapsızların sessizliğine gömülmektedir. Fahri görev yapma kisvesi altında toplumdan takdir bekleyen sözde yöneticiler, bir şekilde seçildikleri vakıflarda manevi tatmin ve çevre arayışlarına karşılık gelecek her konuda ön saflardadır ancak madalyanın arka yüzünde teşekkürünü bekledikleri toplumun geleceğini ipotek altına almaktadır. ERVAB toplantısında gündeme gelen yolsuzluk iddiaları bir yana, toplum içerisinde bu fahri yöneticilerin çok ciddi itibar erozyonuna uğramış olduğunu gözlemlemek gerçekten de özel bir çaba gerektirmemektedir.

Verimsizliğin diz boyu olduğu cemaat ortamında, kuşkusuz saydamlıktan, hesap verilebilirlikten söz etmek abesle iştigaldir. Her biri birbirinden bağımsız ve birbirinin ya da genel bir merkezi otoritenin denetiminden bağımsız yönetsel birimler, birbirlerini görüntüde aklayarak cemaati hallaç pamuğu gibi atmaktadır. Ortak akıl üretemeyen ve ortak eğilim belirleyemeyen bir çapsızlar erkânının, okulların geleceği için alarm çalması gerçekten trajikomik. Üsküdar’da sabah oldu…

Yöneticilerin bugün estirmeye çalıştığı rüzgârın bu toplumda bir karşılığı yoktur ve olamaz. Nitekim bu yöneticiler on yıllardan bu yana toplumdan gelen sağlıksız beklentileri filtrelememişler, ilkesel ve adil bir duruş sergilememişlerdir. Toplumun hayır kurumlarının hizmetlerini ‘bedavacıların’ ve ‘suistimalcilerin’ ayaklarının altına serenler, bugün eski popülizmlerinin faturasını ödeme aşamasında mızıkmaktadır. Çocuğunu Ermenice öğrenebilmesi için cemaat okuluna yollayan, hüsran yaşayan, tepkisini paylaştığı yöneticilerden azar işiten, ‘beğenmiyorsan al götür’ diye kesip atılan insanların ahı bugün çıkmaktadır. Ermenice dilinin ve o dilde yapılan derslerin gerekliliğini sorgulayan velilerin önünde iki büklüm eğilen yöneticiler bugünkü durumun müsebbibidir. Cemaat okulunda ana dil talebini tersleyen, kurumu dejenere eden taleplere set çekemeyen yöneticiler, İstanbul’da Ermeni eğitim sistemini iflasa sürüklemiştir. Cemaat okullarında yöneticilik yaparken, kendi çocuklarını cemaat okuluna göndermeyen insanların yönettiği sistemden ne beklenecekti ki zaten? Peki, esnek olalım…

Karşımızda yine de şöyle ibretlik görüntüler var: üniversite giriş sınavlarının sonuçları açıklanıyor. Bazı liselerimizin öğrencilerinin durumu gerçekten üzülecek durumda ama tabii yöneticiler kafalarını kuma gömmüş, büyük sevinçle sosyal medyada boy göstermekte. Bu arada, kendi çocuklarını bir cemaat lisesine göndermemiş bazı yöneticiler, yabancı okul mezunu çocuklarının sınav başarısını cemaatin önünde, üstelik de yöneticilik nüfuzlarını kullanarak lanse etmekte. Gençlerin bireysel başarısı mutlaka takdire şayan ama yöneticilerin duruşu da gerçekten ibretlik. Bu insanlar yöneticisi oldukları okulların mezunlarının aldığı sonuçları umursamaz mı?

Son ERVAB toplantısı, cemaatteki çifte standart ve basiretsizlikleri iyice su yüzüne çıkarttı. Fahri yöneticilerin, birbirlerinin üzerine basarak nüfuz elde etmeye çalıştığı bir kısır döngü toplumu uçurumun eşiğine getirmiş bulunmakta. Başkan Bedros Şirinoğlu bu toplantıda, daha önce Kumkapı’da, Paskalya bayramlaşması sırasında dillendirdiği iddiaları daha da yüksek sesle ifade etti. Yöneticilerin ve kurumların saydam olmadığını, emlaklardaki şaibeleri, kiralardaki tutarsızlıkları, ödemelerdeki usulsüzlükleri, gelirlerin gizlendiğini ve daha bir çok sorunu vurguladı. Üstelik, Paskalya’da görece mesafeli bir üslup takınan Patrik Maşalyan da bu kez daha radikaldi. İlgili resmî kurumların bu iddiaları soruşturmasını istedi. Topluma dolaylı ya da doğrudan zarar veren yöneticiler için de Patrik Hazretleri’nin mesajı netti: ‘Gerekirse hapis yatsınlar.’ 

Kimse endişe etmesin, Ermenice öğretmeyi başaramayan okulların varlığının tehlikede olması belki de bu toplum açısından hayra alamettir, işlevine yabancılaşmış, dejenere kurumlar safra sayılır, ortadan kalkması cemaat için kayıp sayılamaz. Türkiye Ermeni toplumu bugün bir kırılma yaşamaktadır. Bundan sonra, bugüne dek yapılmamış olanları yapmak, mevcut gidişi durdurmanın temel koşulu sayılır. Kırılma aşaması cemaatin tüm unsurlarının birbirlerini yeniden kredilendirebilmesiyle yeni bir olanağa dönüştürülebilir. Umut her zaman vardır ama saf beklenti ve yüzeysel dileklerle değil, kararlılık ve özveriyle yeşertilir.

ARA KOÇUNYAN

Չորեքշաբթի, Օգոստոս 26, 2026